Nostalgie
İstanbul'a geldim 1.5 ay geçti öyle böyle. Königplatz çimlerinde gözlerimi yukarı dikip, ortamda gizemli ve yabancı tavırlar sergilerken dahi gözümde tüten galata manzarası, dostlarım, odam; gelişimle birlikte beni tavırlardan tavırlara gark etti.
evvela odamdan masamın, bilgisayarımın ve komodinin derhal yok edilmiş olduğunu esefle gözlemledim. Yavrulu bazanın da artık bana kalan kısmı, cirlop ve üstteki kısmı değildi. Alttan yavrulattığım yatağımda önce yer seviyemi, sonra yatak konforunu yadırgadım. Yadırgı diye isim olsaydı herhalde bu olurdu. Adeta yerim boşalmış, yeller esmekteydi.
Duygulandım da lan ama, hangi cehennemdeydim? diye düşündüm en Holywood tavırlarımla; Münih'in övmem gereken sokaklarını, medeniyet düzeyini hasır altı ederek, güzel insanlarını ve stressiz mütebessim suratlarına yüzümü dönerek... Beni esaret altına alan İstanbul'u kuş bakışı gördüğüm o uçağın süzüldüğü safhalarda nostaljik bir vuslat sahnesinin boğucu dramatizmiydi. Akıl oyunlarındaki Profesör Nash' in aklını alacak karmaşıklıkta süregiden bir şehir hayatı vardır bu metropolde, avrupalılar anlamaz. butik şehirlerinin düzenliliği yoktur. O Prof. Nash'in İstanbul'da güvercinlerin hareketlerini izlemeyi bırak, cama yazı yazacak bile götü olmazdı. Bu bahs-i diğer.
Velhasıl gelişim ve ilk öpüşmeden sonra bir Platonik edayla, kavramları, idealar dünyasından geri çağırışım hatırlayışımı müteakip İstanbul'un boğucu sıkıcı, ortamların iç çeken hali tekrar bana malum oldu. Salıya kadar doyamam yine de... sana taptık ulan unuttun mu sana taptık!
kadın kadındır erkek erkektir amına koduğumunun yerinde* bunları bilelim
YanıtlaSil