sokaktaki adam

ne istediğini bilmeyen fakat ne istemediğini bilen bir adam...

şeklinde girişi vardır bu ilk-romanın. istemediğim şey; samimiyetsiz ve sıradan olmamak. temelde bu iki şey her şeyi çözüyor.

ne istediğimeyse karar veremiyorum. bir sabah münih'te örümcek olarak uyanıyorum, diğer bir gün ilkokul çocuğu bedenimde büyük amcamın yanında. her yanımdan kopabiliyor olsam da her münasip koşula rağmen bir kişiden kopamadığımı, aklımın köşesinden çıkmayacağını hissediyorum. hep büyüyemediğimi, değişemediğimi düşünüp eksildim kendime.

benim bütün hayatımı özetleyen ilişki sigarayla olan ilişkimle özetlenebilir. Çok canım çekiyor bir tane otlanıyorum, sonra otlanmak için hep ikinci olması gerekliliğinden uzaklaşıp paket alıyorum; bu sefer de canım çekmiyor. Tadı çıkmıyor. Hevesim olsa param olmuyor, param olsa hevesim.

Şimdi geldim... ha eğlence mi? evet deli gibi eğlence odaklı bir programın içindeyim. Alıp başımı gitmek, dokunulmazlık haklarımla mağrur yaşamak istiyorum.

Gönül almayı gönül yapmayı becerebiliyorum az buçuk diyelim. Fakat gönlümü kaptırmayı, gönlümü yaptırmayı niye beceremiyorum bir türlü? Hayat bu değil iki gözüm. Git gide boşalan cümleler ve fikir kalıplarımla hayatın ne olmadığına kani olarak polumer kapakçığımla övünüyorum.

Hastalık sahibi olmak, hem de çilesiz fakat esaslı, güzel bir şeymiş. Hep o Dostoyevski'nin Hipotep mi ne... Karamazov Kardeşler romanındaki veremli karakter yüzünden belki. Can sıkıntısı peşimi bırakmıyor.

Kuşkularım olmasa seni ne çok severdim! Seni yine öyle çok seviyorum. Sen bana kızıyorsun, ben seni çok kızdırıyorum, biliyorum. Kızdırıyorum tabii hem de bilerek. Sonra kızmana kızacağımı da bilerek. Çünkü ben baştan kırılmış oluyorum bir kere.

kafası bozulup kendini sokağa atıp cigara tüttüren adam olamadım. Münih havaları soğuktu titredim. Studentenstadt bloklarının ortasında deli rüzgarlar esiyor. döndüm telefonum çaldı, arayan kimseydi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

covid zamanları

sexology