İki öneri

Birkaç gündür belgeseller filmler izliyorum. Etkinlik dolu bir haftasonu, fazla mesai ve uykusuzluk sonrası odamda çatır çutur film izleme etkinliğinin rehabilite yeteneğine saldım kendimi.
Bu arada talih de yanımdaydı ve çarpıcı, mükemmel yapımlar izledim. Bunlardan ilki;

Zeitgeist: The Movie:

Evet pek çoğumuz politik gerçeklerden, dünyanın gidişatı hakkında kelamlardan sıkılır ilginç bulmayız. Yaa yaa... ve pek çoğu da sıkıcıdır hakkını vermek gerekir. Apolitikliğin her ne kadar saygı duyulacak bir yanı olmasa da politik kirliliğin de yerilmesi gerek. Uzun lafın kısası; hem politik gerçekliğin hem semavi dinler üzerine kelam ederken çarpıcı, gerçekçi ve dobra olup da büyük ve kaliteli bir prodüksiyonu arkasına almayı becerebilen çok yapım yok. Zeitgeist dinlerin şifresini ve dünya siyasetinin gölge aktörlerini çatır çatır gözler önüne savarken tatmin edici delillerle insanı uyuşuk hipnozundan çekip çıkarıyor. Kesinlikle zaman ayırın! Ve bir daha isterseniz siyasaya ve dine el sürmeyin!

İkincisi;

Mary and Max:

Stop-motion tekniği zahmetlidir, zordur. Benim diyeni dize getirir, göt eder. Belki bu yüzden stop-motion filmlerin fiziksel zahmeti pek çok yapımda senaryonun cılız kalmasına sebep oluyor. Oysa ikisini birarada bulduğunuzda sanat eseri, şaheser ortaya çıkıyor.

Şimdi Türk sineması da yakın tarih kesitlerini konu ediniyor. Ne mutlu edici bir gelişme gerçekten. Fakat zaten hayatın içindeki dramı dramatize etmekle bence olayın içine sıçıp sunileştiriyorlar. Üstelik yakın tarihin kendi dramını da zedeliyorlar. İzleyici dramın dramatizasyonunu yapay bulup duygulardan uzaklaşıyor. Dünya sinemasından bir örnekse; holacoust teması öyle çok işlenmiş ve dramatize edilmiştir ki beni bu içerikten soğutmayı becermiştir.

Yani hayatın gerçeğine dokunmadan, bir Emile Zola disipliniyle misal, edebiyattaki realizm ya da natüralizm akımlarında olduğu gibi, olduğu gibi aktarmak yaratıcının tahayyül edebileceği duygulanımdan çok daha zengin bir etki yaratır. Mary and Max sıradışı bir hikayeye sahip, farklı ve işlenmemiş. Tüm gerçeklik göze sokulmadan, karakterlerin arka planında, geniş planlarda bize malum oluyor. Şimdi biri çıkıp modern hayat ve şehirlerde bireyin yalnızlığını anlatsa sıkılacak olmamıza rağmen böyle olunca tatava olarak algılamıyoruz. İyi de oluyor.

Sonuçta Çağan Irmak'ın tek bir filminde ağlamamama rağmen kalkıp Mary and Max filminin sonunda ağlayabiliyorum. İzleyin!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

covid zamanları

sexology