recep şaban derken...

neredeyse bir serdar ortaç şarkısının içine düştük tarihte başka bir 31 mart vakası olarak buralara yaz günü kar yağdığına tanık olduk. 1 nisanda karamela negatife düştü. yarın cumartesi, müstakbel arabamız için test sürüşüne gideceğiz. nihayet beğenirsek ve sorunsuz bir araçsa da tekrar araba sahibi olacağız. 10 yıl önce nasıl genç ve dünyayı gezmeye iştahlıysak o günlere dönmek için atıldığımız bu macerada bir somut adım daha atmış olacağız.

ayağımızın tozuyla hollandayı da enflasyon canavarıyla tanıştırdık. mart ayı %12 çıktı. 1975'den bu yana en yüksek değermiş. şimdilik geçim derdimiz olacak gibi değil. fakat rusyanın ukraynayı işgali birçok insani trajediyle beraber enerji krizini de beraberinde getiriyor. üstelik savaş demek zincirleme şekilde tüm dünyanın da gündelik konforundan bir dehşete sürüklenmesi demek. ukrayna ve rusya dünyaya en çok tahıl üreten ülkeler. neyse uzatmayayım bu başka bir bloğun konusu. 

dinozor 10 gün sonra 11. ayını dolduracak. bu süreye bolu, sapanca gezileri sığdırdı. hollandaya taşındı. ben 30 yıllık ömrümde 3 defa taşınmıştım bu 4. oldu. hayata hızlı başladı. 

son 1-2 haftadır dinozorun uyku rutini iyice saçma bir hal aldı. hep birlikte yıpranıyoruz. gece ve gündüz sürekli bölünen uykular... hele o piyango gibi kıyafetine taşan çişli geceler yok mu! kronik uykusuzluk, yeni işe adapte olma stresiyle birleşince bir tık daha yıpratıcı oluyor. şimdilik saphiro'nun sakinleşme teknikleri, geleneksel ya sabır getiren kelime öbekleri anı kurtarıyor. gündüz de aksi ve talepkar olduğunda kendimize ayırabileceğimiz zaman -o da uykuları bölündüğünde kesilmek suretiyle- akşam 20.00-23.00 arası. yorgun argın, tavana bakarak geçiriyoruz.

böyle olmaz dedik ve bir diziye başladık. borgen, house of cards'taki kurt kevin spacey'den sonra sıradışı derecede naif gelse de entrikalı ve sürükleyici bir dizi. en azından akşamları bir şey yapmış gibi hissediyoruz.

19 nisanda türkiye'ye yolculuk var. 3 haftaya yakın bir seyahat olacak. ilk haftayı çalışarak kalan 2 haftayı da izinde geçireceğim. tabi evi barkı kapattığımız için bu kadar uzun süre kendi düzenimiz olmadan nasıl rahat edeceğiz soru işareti. hayatım boyunca ben bu kadar uzun tatil de yapmış değilim. evcimen, rutine aşık bir insanım sanırım. yine de taşınmamızdan bu yana 4 ay oldu ve ilk seyahatimiz olacağı için de heyecanlıyım. bu ziyarete ilk yaş doğumgünü kutlamasını da sığdırmak istiyoruz.

ilk yaş doğum gününe insan gerçekten özeniyor. bu özel gün için de oldukça yaratıcı ve göz alıcı parti fikirleri var. kek tokatlayan bebekler, özel sepya - nostaljik stüdyo çekimleri, konsept parti düzenlemeleri vesaire... eh görünce insanın da canı çekiyor. fakat soruşturunca sadece bir stand ve 20 kişilik çörek için 5 bin liradan açılan ihale, pasta dahil ve fotoğraf çekimi hediyeli (!) 12 bin liraya çıktı. üstelik bu fiyatları isimsiz sansız instagram hesapları veriyor. herhalde türkiye'den ayrıldığımızdan bu yana biz fakirleşmişiz türkiye zenginleşmiş. kim ne koparırsa diye gözlemlediğim bir piyasa hakim. güzel bir anı yaratmaya çalışacağız bakalım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

covid zamanları

sexology